![]() |
Türkiyede Ve Dünyada Neler Oluyor!! Katagorisinde ve Sağlık Dunyasından En Son Haberler Forumunda Bulunan GOLD Sağlık Dünyasından Haberler.. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>saglık dunyasından arastırdıgınız tum haberlerı buradan verebılırsınız....
| |||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
saglık dunyasından arastırdıgınız tum haberlerı buradan verebılırsınız.
|
|
|
|
| Sponsored Links |
|
|
#2 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
.A 15 Ekim 2009
Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang Öpüşmek ve tokalaşmak hastalıkları da beraberinde getiriyor. Ege Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağrı Büke, gripten korunmak için ellerin sık sık yıkanmasının önemli olduğunu belirterek, “Kirli ellerin ağız ve buruna teması yoluyla da hastalık bulaşır. Bu dönemde tokalaşmamak ve öpüşmemek gerekir” dedi. EÜ Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen konferansta konuşan Büke, gripten korunmak için ellerin düzenli yıkanması gerektiğini söyledi. Sık yapılan el temizliğinin hastalığın bulaşmasını önemli ölçüde engelleyeceğini ifade eden Büke, şu önerilerde bulundu: “Kirli ellerin ağız ve buruna teması yoluyla da hastalık bulaşır. Bu dönemde tokalaşmamak ve öpüşmemek gerekir. Öksürürken ya da hapşırırken ağız kağıt mendille kapatılmalı, mendil hemen atılmalıdır. Hastalanan kişi toplum içinde dolaşmamalı ve istirahat etmelidir. Bulunulan ortam da sık sık havalandırılmalı ve temizlenmelidir.” Büke, bu tür virüslerin 40 yılda bir ortaya çıktığını ve toplumun yarısına yakınını etkilediğini kaydederek, “Dünyada her yıl 5 milyon kişi gribe yakalanıyor ve 250 bin ile 500 bin kişi de hayatını kaybediyor. Grip, akciğer enfeksiyonu ve zatürreye çevirdiği zaman ölümcül bir hal alıyor. 65 yaş üzerindekiler, çocuklar, hamileler, kronik karaciğer, akciğer ve böbrek hastaları risk grubunda bulunuyor” dedi. Hiçbir aşının yüzde 100 koruma sağlayamayacağını dile getiren Büke, buna rağmen aşının, gribe bağlı ciddi yan etkileri önemli oranda azaltacağını söyledi. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
15 Ekim 2009
Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü’nde, meme kanserinde erken tanının öneminin altını çizmek amacıyla bir dizi etkinlik gerçekleştirildi. T.C.Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı tarafından desteklenen Dünya Meme Sağlığı Günü etkinliklerine katılarak duyarlılık gösteren her katılımcı adına Roche, “Kansere Karşı Elele Platformu“na bağışta bulundu. Ünlü şovmen Cem Ceminay’ın sunduğu etkinliğe birçok ünlü isim de katıldı. Ülkemizde her yıl elli bin kadın meme kanserine yakalanıyor ve maalesef yarısı hayatını kaybediyor. Kanserde erken tanının öneminin her geçen gün arttığı günümüzde Roche, Dünya Meme Sağlığı Günü’nde erken tanının öneminin altını çizmek ve farkındalık yaratmak amacıyla bir alışveriş merkezinde etkinlikle düzenledi. T. C. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer’in katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, geçtiğimiz senelerde kanserde erken tanıya dikkat çekmek amacıyla pedal çeviren Türkiye Bisiklet Federasyonu A Milli Bisiklet Takımı sporcuları da Mavi Bisiklet’leriyle hazır bulundular. Bisikletlere binerek etkinliğe destek veren her katılımcı adına, Roche, Türkiye’deki kanser hastaları derneklerinin bir araya gelerek oluşturduğu “Kansere Karşı Elele Platformu”na bağışta bulundu. “Mavi Bisiklet Erken Tanı için Yol Açık” kampanyasının geçtiğimiz yıllardan derlenen fotoğraf sergisi ve belgesel filminin gösteriminin yanı sıra ziyaretçilere kendi kendini meme muayenesi eğitimi verildi ve KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) bilgilendirme broşürleri dağıtıldı. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kızamıkçık hastalığının önlenmesi için hamilelere de aşı yapıldı iddiasına Sağlık Bakanlığı'ndan cevap geldi.
Sağlık Bakanlığı, doğurganlık çağındaki kadınlara uygulanan kızamıkçık aşısıyla ilgili iddialara ilişkin, “diğer aşılarda olduğu gibi kızamıkçık aşısında da soğuk zincirin kırılmasının ve hiçbir aşılama kampanyası veya rutin aşı uygulamasında miadı dolmuş aşı yapılmasının söz konusu olmadığını” bildirdi.; Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, basında kızamıkçık aşılaması ile ilgili kamuoyunu “yanlış bilgilendirici bazı iddiaların yer aldığı” kaydedildi. Bu konuda daha önce bir açıklama yapıldığı, ancak hala konunun bazı medya organlarında yer alması üzerine açıklamanın yinelendiği belirtildi. Kızamıkçığın, “özellikle çocukluk döneminde yaygın olarak görülen, hafif seyirli döküntülü bir hastalık olduğu”, gebeliğin erken döneminde annenin kızamıkçık hastalığı geçirmesinin anne karnındaki bebekte “Doğumsal Kızamıkçık Sendromu” adı verilen hastalığa neden olabildiği belirtilen açıklamada, bu hastalığa bağlı ciddi sakatlıkların, hatta ölümlerin görülebildiği ifade edildi. Açıklamada, kızamıkçık hastalığının kontrolü için en etkili yöntemin aşılama olduğu dile getirilerek, Bağışıklama Danışma Kurulunun kararı doğrultusunda 2008-2009 öğretim yılında lise öğrencilerine ve doğurganlık hızının en yüksek olduğu 18-35 yaş kadın grubuna bu aşının uygulandığı bildirildi. Temmuz ayında başlanan 18-35 yaş grubu kadın aşılamasının ağustos sonunda tamamlandığı kaydedilen açıklamada, bu uygulama ile 33 ilde 18-35 yaş grubu kadınlardan toplam 1 milyon 37 bin 255 kişinin aşılandığı, aşı uygulamaları döneminde gebeliği olan 156 bin 373 kişi ile 4 hafta içerisinde gebelik planlaması olan 88 bin 532 kişinin aşılanmadığı belirtildi. Açıklamada şu bilgilere yer verildi: “Uygulama sırasında gebeliklerini gizleyen, gebe olduğunun farkında olmayan veya sağlık personelinin uyarılarına rağmen 4 haftalık dönemde gebe kaldığı tespit edilen vakaların değerlendirilmesi amacıyla konuyla ilgili beş akademisyenden oluşan Bilimsel Değerlendirme Kurulu toplanmıştır. Kurul, bu vakalardan numune alınarak aşılama öncesi kızamıkçık hastalığı geçirip geçirmediklerinin tespitine, hastalığı geçirmiş olanların normal gebelik takibi ile izlenmelerine, hastalığı daha önce geçirmemiş ve aşılanmış olan gebelerin ise perinatal tanı merkezlerinde takiplerinin yapılmasına karar vermiştir. Ayrıca Bilimsel Kurul tarafından gebelikte kızamıkçık aşısı yapılmış olmasının gebeliğin sonlanmasını gerektirmediğine karar verilmiştir.” Kurul kararlarına uygun olarak il sağlık müdürlüklerine, bu durumdaki vakaları tespit etmeleri, bu vakalardan numune alarak laboratuvara göndermeleri ve sonuca göre kişileri bilgilendirerek izlemeleri talimatı verildiği ifade edilen açıklamada, hastalığı geçirmediği ve doğal bağışıklıklarının olmadığı belirlenen 16 kişinin perinatal tanı merkezlerine yönlendirildiği, diğer vakaların normal gebelik izlemlerinin devam ettiği bildirildi. Açıklamada, İzmir'de ise yine aynı yaş grubundan 182 bin 280 kişinin aşılandığı, bunlardan 135 kişinin aşılandığında gebe olduğu veya aşılanma sonrası 4 hafta içinde gebe kaldığının tespit edildiği belirtilerek, kızamıkçık hastalığı geçirmediği ve doğal bağışıklığı olmadığı tespit edilen bir kişinin takip için perinatal tanı merkezine yönlendirildiği kaydedildi. “Yaz aylarında diğer aşılarda olduğu gibi kızamıkçık aşısında da soğuk zincirin kırılması söz konusu değildir. Hiçbir aşılama kampanyası veya rutin aşı uygulamasında miadı dolmuş aşı uygulaması söz konusu olmamıştır” denilen açıklamada, İzmir'de bir sendikanın sağlık hizmetlerini “aksatıcı, kamuoyunu yanıltıcı, yanlış bilgilendirici ve bilimsellikten uzak” iddialarına itibar edilmemesi gereğine dikkat çekildi. (YŞM-FFS) 11:20 15/10/09 " |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Uzmanlar, erken doğmuş ve riskli bebeklerde ölüme bile neden olabilen virüse karşı uyarıyor.
Türk Neonatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök, özellikle nisan-ekim ayları arasında salgınlar yapan, her yaştaki hastada solunum yolu enfeksiyonuna yol açan bulaşıcı Respiratuvar Sinsityal Virüsün (RSV), erken doğmuş ve diğer bazı yüksek riskli bebeklerde ölüme kadar yol açabilen alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğunu bildirdi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yurdakök, RSV'nin küçük bebeklerde bronşiyolit ve zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarının en temel nedeni olduğunu söyledi. Sonbahar ve kış aylarında salgınlara sadece gribin yol açmadığını kaydeden Yurdakök, “Her yaştaki hastada solunum yolu enfeksiyonuna yol açabilen ve oldukça bulaşıcı olan Respiratuvar Sinsityal Virüs, özellikle nisan-ekim ayları arasında salgınlar yapıyor. Yenidoğan bebeklerin yüzde 60'ı doğumdan sonraki ilk salgında RSV'ye maruz kalıyor” diye konuştu. Tüm çocukların en geç 2-3 yaşlarına kadar RSV enfeksiyonu geçirdiklerini, ancak bu virüsün özellikle prematüre bebekler için risk oluşturduğu uyarısında bulunan Yurdakök, şöyle konuştu: “Yetişkinlerde ve 3 yaşın üstündeki çocuklarda basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak gözlenen hastalık, kırgınlık, burun akıntısı, boğaz ve baş ağrısı, hafif öksürük gibi şikayetlerle atlatılırken prematüre bebekler için tehlike oluşturuyor. RSV, erken doğmuş ve diğer bazı yüksek riskli bebeklerde hastaneye yatarak tedavi gerektiren ve ölüme yol açabilecek kadar ağır klinik tablo ile seyreden alt solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca etkenlerinden biri.” Yurdakök, RSV enfeksiyonlarının, 32 haftanın altında doğan çok küçük ve uzun süre solunum cihazına bağlı kalarak kronik akciğer hastalığı gelişmiş bebeklerde ciddi problemlere neden olduğunu, RSV enfeksiyonlarının sık görüldüğü aylarda her yıl koruyucu bağışıklama yapılmasının hastalıktan korunmada etkili olduğunu vurguladı. Türk Neonatoloji Derneğince, yarın Ankara'da düzenlenecek “RSV Enfeksiyonları ve Yenidoğan Bebekler” konulu toplantıda, Türkiye'de yenidoğan sağlığında gelişmeler ve RSV enfeksiyonları konusunda yapılan çalışmalar, bağışıklık, tanı, prematürelerin RSV enfeksiyonlarından korunması konuları ele alınacak. Toplantıya, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı gibi kurumların yanı sıra Hacettepe, Ege, Ankara ve Uludağ Üniversitesi tıp fakültelerinden uzmanlar katılacak. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Uygulanan yeni yöntemlerle kalp ameliyatları daha kolay bir hal almaya başlarken neştersiz yöntem çok yakın zamanda uygulanacak.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Cin, erişkin hastalarda uygulanan “neştersiz” aort kalp kapağı ameliyatının Türkiye'de yeni gelişmeye başladığını belirterek, “Stent yöntemiyle tedavi uygulamasına 2010 yılında geçmeyi hedefliyoruz” dedi. Prof. Dr. Cin, hekimleri eğitmek ve hastaları bilgilendirmek amacıyla yaklaşık 3 yıl önce 30 civarında hekimin katılımıyla başkanı olduğu Mersin İnvazif Kalp Derneği'ni kurduklarını söyledi. Mersin ve yöresinde kalp sağlığı konusundaki son gelişmeleri hem hekimlere hem de vatandaşlara duyurmaya çalıştıklarını belirten Cin, çalışmalarını daha çok eğitim amaçlı ve aynı zamanda halka mesaj vermeye yönelik gerçekleştirdiklerini ifade etti. Dünyada yaşanan gelişmeleri yakından izlediklerini ve uygulamak için girişimlerde bulunduklarını bildiren Cin, “Kalp hastalıklarının tedavi yöntemi konusunda balon, stent ve anjiyonun yanı sıra kalp kapakları sorunlarının tedavisi konusunda da önemli gelişmeler yaşanıyor” diye konuştu. Aort kalp kapaklarıyla ilgili erişkin hastalardaki sorunlarda, geçmişte açık kalp ameliyatlarından başka tedavi yöntemi bulunmadığını ancak bugünkü gelişmelere birlikte bunun da neşter vurulmadan yapılabilir hale geldiğini kaydeden Cin, şunları söyledi: “Yeni yöntem bazı ülkelerde uygulanıyor. Ülkemizde de yeni gelişmeye başlayan bu yöntemde tedavi, aynı kalp damarlarına yapılan stent tedavisi gibi uygulanıyor. Maliyeti yüksek olan bu sistemin 3-5 yıl içinde yaygınlaşacağını düşünüyoruz. Bu konuda biz de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun için ayrı bir eğitim dönemi, malzemeleri temin ve tanıma süreci gerekiyor. Halen açık yapılan kalp kapağı ameliyatında stent yöntemiyle tedavi uygulamasına 2010 yılında geçmeyi hedefliyoruz. Şu anda bunun altyapısını oluşturmaya çalışıyoruz.” Bu tedavi yönteminin yaygınlaşmasıyla açık yapılan kalp kapağı ameliyatı sayısının azalacağını, belirli bir süreç sonunda bu uygulamanın bırakılacağını belirten Prof. Dr. Cin, “Bu tür hastalıkları bulunan kişiler de ameliyat olmaktan kurtulacak” dedi. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Uzmanlar, birçok hastalığın sebebi olan ellerin temizliği konusunda dikkatli olunmalı diyor ve uyarıda bulunuyorlar.
Havaların soğuması, kapalı mekanlarda fazla zaman geçirilmesi ve mikropların bu koşullarda daha kolay etkinleşmesinden kaynaklı yaygınlığı artan grip, nezle gibi üst solunum yolu hastalıklarından “doğru teknikle el yıkama” ile korunulabileceği bildirildi. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hilal Özcebe, AA muhabirine yaptığı açıklama, ellerin sık ve doğru yıkanmasının bulaşıcı hastalıklardan korunmak için temel yaklaşım olduğunu söyledi. Gerek okulların açılması, gerekse havaların soğumasıyla birlikte solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığının arttığını ve kapalı mekanlarda geçirilen zamanın artmasının da etkisiyle bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığının arttığını ifade eden Özcebe, bu dönemde en sık nezle, grip, sarılık ve boğaz iltihabı gibi bulaşıcı hastalıklarla karşılaşıldığına işaret etti. Prof. Dr. Özcebe, “olumsuz sonuçlara yol açabilen bu hastalıklardan korunmak için yapılabilecek en temel ve basit uygulamanın ellerin yıkanması” olduğuna dikkati çekerek, “Sağlığın korunması açısından bu denli önem taşımasına rağmen, ilköğretim çağında yapılan çalışmalarda, öğrencilerin, 'tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi' gerekli durumlarda, ellerini yıkamadığı bilinmektedir. Ellerini yıkadığını belirtenler arasında ise kurallarına uygun yıkama davranışında eksiklikler bulunmaktadır” diye konuştu. NASIL EL YIKANMALI? “Tuvaletten çıktıktan sonra, yemek yemeden önce, öksürme ve hapşırmadan sonra ellerin akan suda sabunla 30 saniye süre yıkanması gerektiğini” ifade eden Özcebe, şu bilgileri verdi: “Parmak araları, bilekler ve tırnak uçları mutlaka ovuşturularak yıkanmalı. Öksürme ve hapşırma sırasında ağız, el ya da kağıt mendille kapatılmalı. Öksürme ve hapşırma sonrasında elleri tekrar yıkamalı, kullanılan kağıt mendil çöpe atılmalı. Öksürme ve hapşırma sırasında eğer tükürük damlacıkları herhangi bir yüzeye sıçradıysa, bu yüzey de başka bir kağıt mendille silinmeli ve mendil çöpe atılmalı.” Prof. Dr. Hilal Özcebe, ellerin yıkanması sırasında doğru uygulamanın çok önemli olduğunu dile getirerek, özellikle okullarda el yıkama konusunda gerekli altyapının tam olması, ortamın hijyen koşullarının sürekli olması gerektiğini vurguladı. Özcebe, “Bu konuda sorumluluk devlete aittir. Ulaşılabilir suyun sağlanması, el yıkama için ulaşılabilir mekanların varlığı, el yıkama sırasında kullanılacak temizlik maddesinin varlığı, el yıkama ile ilgili doğru bilgi ve davranışların öğrenilebileceği eğitim ortamının sağlanması bu sorumlulukların başında gelmektedir” dedi. 15 EKİM KÜRESEL EL YIKAMA GÜNÜ El hijyeninin birçok hastalığın bulaşmasında koruyucu bir önlem olduğuna dikkati çekebilmek için 15 Ekim tarihi 2 yıldır “Küresel El Yıkama Günü” olarak kutlanıyor. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy da yaptığı yazılı açıklamada, dernek olarak 2009-2010'da İstanbul'da yapılacak ilk bilimsel toplantının “H1N1 Gribi ve El Yıkama” olarak belirlendiğini ifade ederek, bugünün “Türkiye'de de görülmesi beklenen domuz gribi salgınının önlenmesinde el yıkamanın önemine dikkat çekmek için iyi bir fırsat” olduğunu bildirdi. Eraksoy, el yıkamanın sadece mevsimsel grip ve domuz gribi dışında özellikle hastane enfeksiyonlarından korunmada da hayati önem taşıdığını belirterek, “Bir hastanın muayenesini yaptığında elini yıkamak pek çok hekimin ihmal ettiği bir durum. Bu disiplinin kazandırılması gerekir” dedi. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kalp krizi hiç beklemediğiniz bir anda size de uğramaması için önceden tedbirinizi alabilir riski ortadan kaldırabilirsiniz.
Tıptaki gelişmelere her yeni gün birisi eklenirken kalp hastalıkları da bu gelişmelerden nasibini alıyor. En tehlikeli sağlık sorunlarından biri olan kalp hastalıklarından korunmak, kalp krizi riskinizin ne kadar olduğunu öğrenmek ise artık bir testle mümkün. Maçka e-LAB Tıbbi Tahlil Laboratuvarı Direktörü Aytaç Keskineğe kalp krizi geçirme riskinizi öğrenebileceğiniz ve sadece 1 hafta 10 gün içinde sonuçlanan testler hakkında bilgi verdi. Kalp krizi geçirme riskinde genetik faktörün önemi nedir? Özellikle ailesinde kalp krizi daha sık görülen bireylerde kalp krizi ortaya çıkma riski daha yüksektir. Birinci derece akrabalar arasında erken yaşta kalp krizi görülmesi genetik riskin daha yüksek olduğunu gösterir. Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalara göre kişilerin DNA yapısı kalp krizi riskinde en belirleyici faktörler arasında bulunmaktadır. Kötü beslenme ve sigara alışkanlığı gibi damar sertliğini tetikleyen unsurların yanı sıra genetik faktörlerin de kalp krizinde belirleyici olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle genç yaşta görülen ve son derece ölümcül kalp krizleri buna dahil edilebilir. Genetik sebepleri bulmanın, kalp krizinden ölümleri azaltmak konusunda çok önemli bir adım olduğu düşünülerek bu konuyla ilgili pek çok araştırma yapılmaya başlanmıştır. Hemen her gün yazılı veya görsel basında gerek genç yaş, gerek orta yaş grubu insanlarda pıhtı atmasına bağlı olarak ortaya çıkan kalp krizi, felçler, inmeler hatta ani ölümler hakkında birçok haber yayınlanmaktadır. Bu hastaların bir kısmında bildiğimiz klasik risklerden hiçbiri bulunmadığı gibi yapılan laboratuvar analizleri ve radyolojik incelemeler sonucunda, damar sertliğini düşündürecek herhangi bir bulguya da rastlanmamıştır. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, bu grup hastalarda pıhtı oluşumuna karşı genetik bir yatkınlık olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yaklaşık 2 yıldır bu grup hastaları taramak ve saptamak amacıyla merkezimizde çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların sonucunda ani pıhtı atmasına bağlı riskleri saptamak amacıyla 12 ayrı gende ortaya çıkan değişiklikleri araştıran bir panel oluşturduk. Bu sayede tek bir kan örneğinde kişilerde pıhtı oluşmasına veya pıhtı yıkılmasına ait genetik bozukluk olup olmadığı saptanabilmektedir. KGenRP (Kardiyo Genetik Risk Paneli) adı altında incelemeler yapılmaktadır. Kalp krizi geçirme riskinde genetik faktörün olup olmadığını öğrenmek için kişilere hangi testleri uyguluyorsunuz? Bu testlerin özelliklerini ve ortaya çıkan sonuçları anlatır mısınız? Merkezimizde Kardiyo Genetik Risk Paneli adı altında farklı genlerdeki varyasyonları incelemeye başladık. Bu profil içerisinde 12 gendeki varyasyonlar araştırılmaktadır. Bu testlerin bazıları vücudun pıhtı oluşturma hızını, bazıları pıhtıları eritebilme yeteneğini, bazısı ise pıhtı eritme hızını ölçmektedir. Buna göre vücudumuzda ani bir pıhtı oluşması riski bulunup bulunmadığı saptanabilmektedir. Bu testler kaç günde sonuçlanıyor? Oldukça ayrıntılı bir çalışma gerektiren bu panel yaklaşık 1 hafta 10 gün içerisinde sonuçlandırılıyor. Günün herhangi bir saatinde kan örneği verilerek bu testi yaptırtmak mümkün. Maçka e-LAB Tıbbi Tahlil Laboratuvarı Direktörü Aytaç Keskineğe “Ani pıhtı atması” ne demektir? Ani pıhtı atması için kimler risk altındadır? Uzun süre hareketsiz kalmaya bağlı olarak kan dolaşımı yavaşlar ve bunun sonucunda özellikle toplar damarlarda pıhtılar oluşmaya başlar. Bu pıhtılar bazen kan basıncının ani yükselmesine bağlı olarak bazen de hiçbir sebep bulunmadan bulunduğu yerden koparak, daha dar bir damarı tıkayarak, o damarın beslediği organda dolaşımın yok olmasına bağlı ciddi komplikasyonlar görülmesine yol açabilmektedir. Örneğin beyni besleyen damarlar felçlere, kalbi besleyen damarlar kalp krizlerine, akciğeri besleyen damarlar ise akciğerler embolisine sebep olabilmektedir. Genetik yatkınlığı olanlar, fazla kilosu olanlar, kolesterolleri yüksek olanlar, hareketsiz bir yaşam tarzı olanlar, uzun süreli yolculuk yapanlar, masa başı çalışanlar, büyük ameliyat geçirenler, kanser hastaları, doğum kontrol hapı kullananlar, gebeler ve daha önce derin ven trombozu geçirenler ani pıhtı atması için risk altındadır. Kalp krizi geçirmede genetik risk faktörlerinin görülme oranı belli midir? Bu oranın şimdilik %20-25 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan çalışmalarla yeni genlerin bulunmasıyla birlikte bu oranın daha da artacağı düşünülmektedir. Kalp krizi geçirme riskini öğrenmek için yaptığınız diğer testler hangileri? Maçka e-LAB Tıbbi Tahlil Laboratuvarı’nda, kalp krizi geçirme riskini öğrenmek için, Kardiyo Genetik Risk Paneli dışında, kolesteroller ve alt grupları, LDL kolesterol (kötü kolesterol) ve alt grupları, HDL Kolesterol (iyi kolesterol) ve alt grupları, Homosistein, Lp(a), Apo-proteinler testlerini uyguluyoruz. Kişilere kalp krizi geçirme risklerini öğrenmeleri için neler önerirsiniz? Doktorlarına danışarak gerekli testleri yaptırmalarını öneririm, özellikle ailelerinde erken yaşta kalp krizi hikayesi bulunanların gerekli testleri yaptırmak için doktorlarına danışmaları çok önemlidir. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil
Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang Ankara Valisi Kemal Önal, bugün yaptığı açıklamada, domuz gribinin görüldüğü Özel Bilkent İlköğretim Okulu'nda vaka sayısının 9 olduğunu açıkladı. Ankara Valisi Kemal Önal, bugün yaptığı açıklamada, domuz gribinin görüldüğü Özel Bilkent İlköğretim Okulu'nda vaka sayısının 9 olduğunu açıkladı. Önal, Bilkent'te bir özel okulda görülen domuz gribi vakası ile ilgili 59 öğrenci velisinin evinde sağlık görevlilerinin inceleme yaptığını söyledi. Önal, vakanın 8'i okuldan birisi dışardan olmak üzere 9 kişide görüldüğünü ve bu kişilerin tedavisinin devam ettiğni belirterek, gribin yayılmamasını önlemek için çalışmaların devam ettiğini kaydetti. Önal, ilk etapta 59 öğrenci ailesinin sağlık görevlileri tarafından ziyaret edildiğini, ama olumsuz bir duruma rastlanmadığını kaydetti. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Moderator
![]() Giriş: 10-02-09
Mesaj: 7,936
Rep Gücü: 2147485331 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Acil servislere güvenlik kamerasi
Yatakli tedavi kurumlarindaki acil servislerde güvenlik, bundan böyle resmi kolluk kuvveti veya özel güvenlik personeli vasitasi ve yeterli sayida güvenlik kamerasi desteği ile sağlanacak. 16 .10.2009 / 15:30:17ANKARA - Hastalar burada ilgili tabip tarafindan, hemşire ve tabibin lüzum görmesi halinde hasta refakatçisi eşliğinde muayene edilecek. Görüntüleme ve benzeri işlemler görevli hostesler refakatinde gerçekleştirilecek. Sağlik Bakanliği'nin, ''Yatakli Sağlik Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esaslari Hakkinda Tebliğ'' bugünkü Resmi Gazete'de yayimlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğ, kamu, üniversite ve özel hastaneler için fiziki mekan, donanim ve insan kaynaği açisindan ortak bir standart oluşturulmasini ve basamaklandirilmaya gidilmesini öngörüyor. ACIL SERVISLER 3 SEVIYEYE AYRILDI Buna göre acil servisler, hasta kapasitesi, vakalarin özelliği ve branşlara göre ağirlikli orani, fiziki şartlari, bulundurduğu malzeme, tibbi donanim ve personelin niteliği, hizmet verdiği bölgenin özellikleri, bulunduğu konum, bünyesinde faaliyet gösterdiği sağlik tesisinin statüsü gibi ölçütler dikkate alinarak 3 ayri seviyeye ayrildi. Acil vakalar komuta kontrol merkeziyle kurulan irtibat doğrultusunda sağlik durumlarina göre en uygun seviyedeki acil servise yönlendirilecek. Böylece hastalarin gereksiz yere sağlik kuruluşlari arasinda dolaşmasi engellenecek. Acil servislerde ayrica etkin bir hizmet sunumu için renk kodlamasi uygulanacak ve triyaj (Ilk yardimda yararlilarin önem sirasina göre siniflandirilmasi) işlemi başvuru sirasinda yapilacak. Triyaj uygulamasi için muayene, tetkik, tedavi, tibbi ve cerrahi girişimler bakimindan öncelik sirasina göre kirmizi, sari ve yeşil renkler kullanilacak. Trafik kazasi ya da kalp krizi gibi aciliyeti olanlara kirmizi, daha az riskli hastalara sari, en az risklilere ise yeşil kod verilecek. Bu hastalar kendi kodlarina uygun alanlara yönlendirilecek. Dal hastaneleri ve bünyesinde 1. seviye acil servisi bulunan sağlik tesislerinde triyaj uygulamasi yapilmasi zorunlu tutulmazken, 112 acil ambulanslariyla sağlik tesisine getirilen hastalara triyaj uygulamasi yapilmayacak. Ambulansla getirilen acil vakalarin sağlik tesisine kabul işlemleri en kisa sürede tamamlanacak. " " " " " " " " " ACIL SERVISLERDE GÜVENLIK ÖNLEMLERI" " " " " " " " " Acil servislerde hastalarin ruh sağliğini olumsuz etkileyecek travmatik görüntülerden uzak tutulmasi için gerekli düzenlemeler yapilacak. Acil serviste hastalar ilgili tabip tarafindan, hemşire ve tabibin lüzum görmesi halinde hasta refakatçisi eşliğinde muayene edilecek. Görüntüleme ve benzeri işlemler görevli hostesler refakatinde gerçekleştirilecek. Durumu kritik olan hastalara, bu işlemleri sirasinda tibbi durumunun gerektirdiği bir sağlik personelinin refakat etmesi sağlanacak. Acil servislerde hasta, hasta yakinlari ve çalişanlarin güvenliği için sağlik tesisi yönetimlerince gerekli önlemlerin alinmasi zorunlu tutuldu. Önceki düzenlemede güvenlik önlemi olarak kamera sistemi kurulmasi zorunlu değilken, artik bu birimlerde güvenlik, resmi kolluk kuvveti veya özel güvenlik personeli vasitasiyla ve yeterli sayida güvenlik kamerasi desteği ile sağlanacak. Tibbi işlemlerin gerçekleştirildiği alanlar ile cerrahi müdahale, ameliyathane, yoğun bakim gibi kritik birimlere görevli personel dişinda ilgisi olmayan kişilerin girmesi ilgilisine göre açilma özelliği olan kapilar konulmak suretiyle engellenecek. GIRIŞLER KONTORL ALINDA TUTULACAK Görevli personel, hasta, hasta yakini, ziyaretçi, ambulans, hasta nakil araci veya sedye ile getirilen acil hastalarin alindiği girişler gerekli idari ve teknik önlemler alinarak kontrol altinda tutulacak. Acil servisle bağlantili otopark alanlarinda da yeterli işiklandirma, gözetleme kameralari ve güvenlik personeli ile gerekli güvenlik önlemleri alinacak. Kamu ve özel tüm sağlik tesisleri, tebliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki 24 saat içerisinde 112 Il Ambulans Servisi Baştabipliğine bağli Komuta Kontrol Merkezinde bulunan hastane entegrasyon programina dahil olmak ve en geç bir ay içerisinde de online bağlantilarini tamamlamakla yükümlü tutuldu. |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|